Bir garip yolcu bu dünyada... Dünya'nın en güzel şehrinde doğmuş ve henüz ayrılığı öğrenmek için çok küçükken oradan koparılmış bir naif genç kız. Arayışları var. Kendisi olabilmek dışında pek bir şeyle alakası yok bu sıralar. Kedilerden hiç hoşlanmıyor hatta aslında hayvanlarla hiç arası yok. En sevdiği enstrümanlardan biri ney. Neyzen olabilmeyi diliyor. Ebruyla arasında görünmez bir aşk var. Boyalar suyun üzerinde dans ederken sonsuz bir hazza gark oluyor. Bir şeyler üretmeyi seviyor. Kalemi var hamdolsun. Yazıyor içinden geldiği gibi. Bazen ne dediğini bilmese de konuşmayı da beceriyor kendi halinde. Denizsiz şehirler onu boğuyor. Denizi çok uzun bir zaman sonra görünce ağlıyor. Biraz tuhaf ama zaten edebiyat tuhaflıktır ve o da edebiyatın içinde kaybolmuş bir garip... Neye el uzatsa dal kırıldı. Bu sebepten artık sadece ; önce Rabbine sonra edebiyata ve İstanbul'a tutunuyor. A bir de O artık üniversiteli :)
1 Sair Bisikletle
” en iyisi düşünmemekti. kaçmaktı. kendi içime kaçmak. fakat bir içim var mıydı? hatta ben var mıydım? ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.”
saatleri ayarlama enstitüsü
Tevbe edebileceğin günahların varsa ne mutlu sana!
Kendisinden dönebileceğin vazgeçebileceğin yaptığına pişman olacağın günahların…
ama senin günahların…sana mahsus günahların…
yapamayacağını zannettiğin ama yaptıkların…
Tevbe etmek demek ayağa kalkmak demek.Her düşüşünde yeniden kalkmak…
Düşüşlerin yolda oluşunun alameti…
Düşe kalka yürüyüşünün…
İnsan oluşunun…
Düşmekten korkmamalısın o halde.
Korkacaksan ayağa kalkmamaktan kork!
Dücane Cündioğlu
.. ve Seni özlüyorum küçük adam.. Derin bakışlarını, dokunuşlarını arıyorum başka bedenlerde, eşini arıyorum belki de.. Benzerini arıyorum.. Rüzgar onun da saçlarını yerle bir etsin ve ahenk katsın duruşuna.. Senin gibi, bana her adım atışında yer gök inlesin istiyorum.. Açtığım her kapının ardından tıpkı Sen gibi bu sefer O olsun. Güneş öyle vursun ki yüzüne kocaman gözleri küçücük olsun.. Siyahı yaksın canımı.. Sıcaklığı okşasın.. Kokusu, ah o kokusu Sana ait olsun, içime sızsın ve beni benden alsın.. Ona bakmak için kafamı kaldırayım, bana sarılmak için eğilsin O da.. Nazımı çeksin.. Benim kadar kırılgan olmasın.. Güvenebileyim ona da, Sana güvendiğim gibi.. En önemlisi ’ Aşk ’ ya bir ona dilim varmıyor.. Yok, yok işte eşin benzerin yok.. İmkansız, zorlanmıyor.. Ben aslında Seni arıyorum.. Öz, has ve tabii Seni.. O küçük adamı.. Kalbimi benden alanı..
Gelse de bi’daha öldürse diyorum.. İnanabiliyor musun ?
(Kaynak: magazadakisarki)
Es-selamu aleykum efendim,
Aslında epeyce bir vakit buralara gelemeyecektim lakin planlarımı bir gün sekteye uğrattım, uğratmışken de bir selam edeyim dedim. Perşembe günü saati yanlış hatırlayıp koştur koştur Kabataş’a geçip sonra da bayat çaya talim edip 2saat beklemek zorunda kaldım. Ardından mis gibi ve standart hızın ve sürenin üzerinde bir yolculuktan sonra Balıkesir’e vardım lakin -nasıl oluyorsa artık her zaman olduğu gibi yine- telefonum bozuldu. A unutuyordum yolda bana Metin Önal Mengüşoğlu’nun İstanbul Hikayeleri eşlik etti. Böyle bitmesin istediklerimdendi, içinde yaşadığım bir kitaptı, orada olsam , onların zamanında dedim Aciz ve Meçhul’ün peşine takılırken. Sonrası (hanginiz ah etti bahçede oturmayayım diye) güzel ama çoğunlukla içeride geçen bir tatil. İzzetler ikramlar sevdiğim yemekler… Bir de annelik kursu gibiydi biraz. Fotoğraflarda görmüş olduğunuz ufaklık annesinden daha çok vakit geçirdi benimle. her işini ben yaptım. Temizledim, yedirdim, uyuttum, giydirdim, gezdirdim… Yoruldum ama çok güzeldi ya hu. Erken tecrübe iyidir dedi teyzem bir de :) Benim geldiğim gün başlayan yağmur bugün gelişimle son buldu. Bir yağdı bir açtı. Sadece bir kez bahçede kahvaltı edebildim ve içimde kaldı. Ben Balıkesir’e kış olunca gidebileceğim bir daha. Eskiden tüm yazlarımı orada geçiriyordum. Artık olmuyor. Babam sağolsun yazlarımı dolduruyor. (tabi bu iyi aslında lüzumsuz konuşuyorum sayesinde yaz tatilim boşa gitmiyor) Neyse efendim. Sezai Karakoç dolu bir tatil yaptım. Bahçenin ıssız köşesinde zambakları duvar üstlerinde nar çiçeklerini çektim. Bir de 4metre yükseklikteki erik ağacının tepesinden düştüm. Sorun yok hala yaşıyorum ama çok feci ve acı bir tecrübeydi. Düşme sebebim daha iyisi için sağlam olmayan dallara uzanmam ve in diyen anneannemi dinlemememdi biliyorum. En azından suçumun farkındayım. Neyse(h). Bu sabah erkenden yola düştüm dönüş için. Uykusuzluktan harap haldeyim. iyi bir uyku paklar beni. Sabaha caanım Altunizade metrobüs merdivenleri, şaşmaz metrobüs sıkışıklığı, eli kolu dolu in-bin karmaşası ve gıcıklığı bekliyor beni. Tabi sonrası teyzeciğimin evinde huzur, mutluluk, rahatlık, sefa. (Babamın teyzesiyle bu kadar iyi anlaşmamız, onun bir genç kız edasında olması ve kafalarımızın uyuşması, çayı benim kadar sevmesi ve aslında bana hepi topu 1.5/2 saat uzaklıkta olması Allah’ın bir lütfu. Öyle bir yaşlı olasım var. 71yaşında ama hala şen, kültürlü, olgun, sevimli, tatlı… ) Teyzemi seviyorum :) Kalın sağlıcakla ve finali olan ben zavallıya dua edin ben de size ederim:)
bahçemizi falan da çekecektim, çocukluğumdan yadigar ama hala sallanabildiğim ceviz ağacına kurulu salıncağımızı filan. Ama yağmur nedeniyle görüntü hoş değildi. başka bahara artık :))
p.s: ufaklığa ne diyoruz ? :)))
Benim bir hocam vardı. Geometri ve matematikte beni çözemeyeceğim soru kalmayacak hale getiren adam. Üstelik bunu 1dönemde yapan adam. Öğretmenin dibi, hası her ne diyorsak. Onunla anımızdır nedense bu şarkı. Çok da severim ki.
(rabiaygnn gönderdi)
yani eurovisionu izlemedim ama şarkı da söyleyen de güzelmiş ne diyeyim ki ben :)) :p
(Kaynak: yalnizlikonusunca, kurkmantolumaria gönderdi)



